|
V- Adalet nedir peki? “Şimdi biz eğitimin adaletli, hak ve hukuk bilen insanlar yetiştirmesini bekliyoruz değil mi?” diyerek ortaya sordu Rüştü Bey ve devamla, “Cevabımız evet ise bu kavramları nasıl algılandığında da mutabık kalmamız gerekmez mi?”dedi. “Rüştü Öğretmen haklı” diye onayladı Recep Bey ve devam etti: “Adalet, kısaca, haklının hukukunu koruyarak hakkını elde etmesini sağlamak; diğer taraftan da haksızların ve bir şekilde zulmedenlerin cezalandırılmasını sağlamaktır.” “Bu tanıma katılmakla birlikte adalet sahibi insanların gerçekten de oldukça sağlam karakter yapılarına sahip olduklarını görüyoruz” diyerek söze girdi Erdem Bey: “Bana göre bu sağlam karakter, yani âdil olma karakteri aklı yerinde kullanmaktan şehvet duygularını kontrol etmekten ve özellikle kuvveti haklı yerde kullanmakla orta çıkıyor.” “Güzel bir nokta yakaladınız” diyerek bu görüşü onayladı Recep Bey ve devamla, “İnsan davranışlarının üç temeli var: Düşünme (akıl), İstek (Şehvet) ve Savunma (Fiziksel güç). Bu üç duygunun doğru kullanımından ortaya çıkacak olan ‘adalet’ ‘yerinde, doğru ve zamanında karar vermek (hikmet), ne kendisine ne de başkasına zarar vermeden meşru sınırlarda yaşam sürmek (iffet) ve ne hakkını yedirmek ve ne de başkasının hakkını yememek (şecaat) olan bir sonuçtur.” dedi. “Bu enfes yoruma ne diyebiliriz?” diyerek araya giren Erdem Bey devam etti: “Demek ki, eğitim sistemi fen ve matematiğe verdiği önemin bir fazlasını bu duyguların eğitimi için vermeli.” “Adalet ile hak ve özgürlüklerin kullanımı arasında da bir ilişki söz konusu değil mi?” diyerek sordu Sevim Hanım ve kendi görüşünü de ekledi: “Bence önemli bir nokta da bu.” “Burada adalet konusunda bir ayrıntıdan söz etmek istiyorum” diyerek yeniden araya girdi Recep Bey ve devam etti: “Sevim hanımın sorduğu soru ve görüşü yerinde. Bir defa adalet ne zaman ortaya çıkar? Cevaplayayım: İnsanların birbirleriyle olan iletişim, işbirliği ve paylaşımlarında… Kişinin kendi nefsine, kendi özel yaşına karşı da âdil olması gerekir. Fakat bu konumuzun başka bir kısmını oluşturuyor. Sevim Hanımın sorduğu sorunun cevabına baktığımızda ise adaleti ikiye ayırmak gerekiyor: Birisi “Bir gemide 9 katil 1 masum olsa, ya da tersi olsa, o gemi hiç bir şekilde batırılamaz hükmünü, yani kurunun yanında yaş da yanar mantığını ortadan kaldıran ‘sırf adalet’ (adalet-i mahza) kısmıdır. Esas adalet budur. Çünkü kişisel haklar, o kişinin rızası olmadan toplum ya da çoğunluk için feda edilemez. Adaletin diğer türü ise “göreceli adalet”. Bu ise çoğunluğun hukuku için azınlığı, toplumun hukuku için bireyin hukukunu–gerektiğinde- hiçe sayabilir.” “ İşte bizim eğitim sistemimiz bu ikinci tür adalet anlayışını temelkabul ettiği için insanların kişisel olarak bir değeri olmadığı gibi, değer de görmüyorlar, değil mi?” diyerek Recep öğretmeni yorumladı Sevim Hanım. “Bizim eğitim sistemimiz Milli Eğitim Yasasının hemen başında belirtilen maddelerde kişisel değer anlayışı yerleştirme yerine vatan, millet, Sakarya edebiyatı yaptığından o minicik çocuklar hayata atıldıklarında kendi çıkarları için toplumun hukukunu hiçe sayabilecek bir noktaya ulaşıyorlar.” “Yani” diyerek araya girdi Rüştü Bey: “ ‘Her şey vatan için’ dediğimizde bu masummuş gibi gözüken cümle aslında gerçek adaleti genç beyinlerde yerleştirmiyor. Çünkü bu cümle savaş zamanlarında sınırları koruyan askerler için anlamlıdır, ama siviller için barış zamanında değil…” “Aynen öyle” diyerek sözü kaptı Sevim Hanım: “ Aslına bakarsak, insanlar doğuştan âdil doğuyorlar. Bir çocuğa bakın: Aklı erişinceye kadar yalan söylüyor mu? Çocuktan al haberi diyen atalarımız ne kadar haklılar. Çünkü çocuk âdildir.Doğrucudur. Ne zaman ailede ilişkileri anlamaya başlıyor ya da okula geliyor; maşallah 50 yaşındaki politikacılar gibi oluyorlar: Yalan onlarda, hile olarda, düzenbazlık onlarda…”“Oysa, öncelikle ailede, anne ve baba iletişlerinde âdil olsalar, kardeşleraralarındaki davranışlarda âdil olsalar, okullarda öğrenciler ve öğretmenler âdil olsalar, öğrenciler adaletli olmayı biz büyüklerin söz ve vaazlarından değil, davranışlarından öğrenseler emin olun mahkemeler boş kalır, hakimler ve savcılar da işsiz…” diyerek heyecanını ortaya döküverdi Rüştü Bey ve devamla “Kainat bile bize sürekli adalet dersi veriyor. Fen öğretmenleri canlılar alemini anlatırken evrendeki adaletten söz etse, Yaratıcının ne kadar âdil olduğunu anlatsa ve sonra sözü bizim de birbirimize karşı âdil olmamız gerektiğine getirse, o öğrenci bu sonuçları ve çıkarımları unutur mu hiç!” dedi. “Konunun ahlaki boyutunu gündeme getirmedik ama bana göre bu konu kişisel ve toplumsal ahlakın da bir sonucu” diyerek sözü aldı Sevim Hanım ve devam etti: “Karakterin oluşmasında ahlak zaten başlı başına bir rol oynuyor. Aklın yolu da aynı değil mi?” “Ahlakın bize sunduğu bazı kazanımlar da adalet duygusunu teşvik ediyor aslında” diyerek açıklık getirdi Rüştü Bey ve devamla, “ Merhamet, Hürmet ve Sevgi pozitif davranışlar nerede olursa olsun, kişileri âdil olmaya iter. Belki eğitim önce bunları vermeli.” dedi. VI- Vicdanlar da eğitilmeli “Âdil olmak nasıl bir karakterse bu karakterde vicdanlı olmanın da büyük bir payı var” diyerek söze girdi Erdem Bey: “Davranışlara kaynaklık yapan vicdan da zaten merhamet, hürmet ve muhabbetin bileşimiyle ortaya çıkıyor. Acıma ve şefkat vicdanın vazgeçilmez iki duygusudur. Hatta vicdanı, onu insana yerleştiren Yaratıcının Rahim isminin somut bir halidir de diyebiliriz.” “Yani” diyerek araya girdi Recep Bey: “Vicdanlı olmayan âdil olamaz, âdil olmayan da vicdanlı değildir.” “Yani, zâlimdir.” 
“Aynen öyle” diyerek konuya girdi Sevim Hanım: “Zâlim hem vicdansızdır ve hem de sevgiden yoksundur. Tarih vicdansız, sevgisiz, acımasız zâlimler çöplüğüdür. Açınokuyun!” “Tarihi bırak da günümüze bak Sevim Hanım!” diyerek yeniden söze girdi Rüştü Bey: “Kendi arkadaşlarımıza, yakınlarımıza, çevremize karşı davranışlarımızda vicdanımızın sesini dinliyor muyuz? Adaletli miyiz? Davranışlarımızda bana göre sana göre değil de, hakka hukuka uygun davranıyor muyuz?” “Daha da önemlisi “diyerek sözünü kesti Sevim Hanım, “Empati yapıyor muyuz?” “Yani?” diye sordu Rüştü Bey. “Bir olay karşısında ‘aynı şey benim başıma gelse ne yapardım’ ya da ‘bu durumda bana nasıl davranılmasını isterdim’ sorularına cevap verdiğiniz zaman kendi adalet duygunuzu da geliştirmiş oluruz” diyerek tamamladı Sevim Hanım. “Yani” diyerek bu defa Erdem Bey araya girdi: “Eğer dolapta birisi büyük ve diğeri küçük iki elma varsa ve bu elmayı kardeşinizle paylaşacaksanız ya küçük olanı önce kendiniz seçmelisiniz, ya kardeşinize hangisini alacağını sormalısınız. Doğrudan büyük olanı almanız sizin adalet duygunuzun zamanla körelmesine yol açacaktır. Yaşamda var olan bu küçük ayrıntılar bile sizin kendi iç dinamiklerinizi korumanıza ya da onu yıkmanıza neden olur. Eğer ipin ucunu bir kere kaçırırsanız bunun geriye dönüşü çok kolay olmaz. Adaletsiz vereceğiniz bir karar ikincisini daha kolay yapmanıza sebep olacaktır; keza üçüncüsünü, dördüncüsünü… Eğer bir kereden bir şey olmaz düşüncesindeyseniz çok yanıldığınızı zaman size gösterecektir. Kapıdan bir adım atmak geriye daha zor adım atılmasına sebep olacaktır. Zira kapıdan girmek ve ilerlemek, geriye dönüp çıkmaktan her zaman daha kolay ve daha çekicidir. Hakk’a Hukuka uygun bir adalet anlayışı mı istiyorsunuz? O zaman işe bir de kendinizden başlayın. Başkalarını suçlarken kendiniz aynı hataları yaptığınızda ‘aman canım herkes yapıyor’ demeyin. Yanlışlıkla bile hata yapsanız iyice düşünün ve kendi adalet anlayışınızı sorgulayın. Adalet ve hukuk mu istiyorsunuz? O zaman kendi hukukunuzu gözden geçirmeye ne dersiniz?” “Şimdi bu cümleleri alıp aynen öğrencilerimize anlatmalıyız, değil mi Öğretmenim?” diyerek sözünü tamamladı Rüştü Bey. “Aynen öyle yapmalıyız” diyerek onayladı Recep Bey ve devamla, “Kendi dünyasının âdili olamayan, başkalarının zâlimi olur.” dedi. “Bu atasözü gibi oldu” diye takıldı Rüştü Bey. “50 yıl sonra, Recep Bey de ata olduğunda, bu sözü atasözü olarak tarihte yerini alacak” derken zil sesiyle “Teneffüs de ammaçabuk bitiyor, daha çayımızı yudumlamamıştık!” diye gülüşerek sınıflarına dağıldılar.
|