| UZAK, ÇOK UZAK ZAMANLARDA... “Bilmek” ya da “Bilmemek” |
|
|
|
| Cuma, 06 Mart 2009 18:02 |
|
Sümer Okullarında Eğitim Yazının icadı ve geliştirilmesidoğrudan doğruya Sümerokullarında başlamıştır. İlk yazılıbelgeler en eski Sümer şehri olanUruk’ta bulunmuştur. Kil tabletlerüzerine bir çeşit resim yazısı ileyazılmış ve adetleri binden fazlayavaran bu belgelerde basit idarîve iktisadî notlar bulunmaktadır.Bunların bir kısmında ise alıştırmave inceleme amacı ile hazırlanmışolduğu anlaşılan kelime listeleriyazılmıştır. Bu da demektir ki; İ.Ö.üç binli yıllarda yazı öğreticileri,öğretim kitapları hazırlamayıdüşünmüşlerdir. Eski Şuruppakşehrinde yapılan kazılarda iki binbeş yüz senelerine tarihlenebilenve okullarda kullanılacak okulkitabı niteliğinde olan belgelerbulunmuştur.Sümer okullarının gelişipolgunlaşması ancak üç bin yıllarınınsonlarına doğru olmuştur. Fakat bueski tabletlerin hiçbiri o zamankiSümer okullarının sistemi, yapısıve metotları hakkında bir bilgiçıkarmaya elverişli değildir. Bu türbilgiler daha sonraki zamanlarda,ikinci binin ilk yarısına doğruedinilir. Kazılardan, bu geç devreyeait okullardaki öğrencilerin her türlügünlük okul çalışmalarını yazdıklarıyüzlerce tablet çıkmıştır.Sümer okullarının asıl amacı meslekîidi: Memleketin, özellikle saray vemabedin iktisadî ve idarî ihtiyacıiçin gerekli kayıtları yapabilmeküzere yazıcılar yetiştirmek.Buamaç, Sümer okullarının varlığısüresince devam etti. Buralardailahiyat, bitkiler, hayvanlar, madenler,matematik ve gramer üzerindeçalışan bilim adamları yetişmeyebaşladı. Buralarda geçmiş zamandasöylenmiş, fakat yazıya geçmemişedebî konular çalışılmış, kopyaedilmiş ve yenileri yazılmıştır.Öğretim ne geneldir, ne de zorunlu.Öğrencilerin çoğu zengin ailelerinçocuklarıdır. Ele geçen belgelerde tekbir kadın ismine bile rastlanmamıştır.Bu yüzden Sümer okullarınınyalnızca erkek okulları olduğu düşünülmektedir. Sümer okullarının başındaki kişi ummia yani “üstat” olan bugünün profesörüydü. Buna aynı zamanda “okulun babası”, öğrencilere de “okulun oğlu” ismi verilmiştir. Yardımcı öğretmene “ağabey” deniyordu. Bunun görevi, öğrencilerin kopyalamaları için yeni tabletler yazmak, öğrenciler tarafından yazılan tabletleri kontrol etmek, ezberledikleri dersleri dinlemekti. Okulun, “sınıftan sorumlu adam”, “Sümerceden sorumlu adam”, “sınıfın yoklamasından sorumlu adam”, “dayaktan sorumlu adam” (ihtimal disiplin için) gibi çeşitli görevlileri vardı. Bunların birbirlerine olan üstünlük dereceleri bilinmemektedir. Kesin olarak tek bilinen “okulun babası”nın, okulun başı olduğudur. Eğitimcilerin gelir kaynağının ne olduğu da bilinmemektedir. Sümer okullarında okunan dersler hakkında, okulun kendisinden daha çok miktarda kaynak vardır. Öğrencilerin kendi elleriyle yazdıkları bu belgelerde, okula ilk başlayan öğrencilerin yazı öğrenmek için yaptığı karalamalardan, daha ileri düzeyde olanların öğretmenin yazısından ayrılmayacak şekilde güzel yazdıkları yazılara kadar görmek mümkündür. Bu okul buluntularından; Sümer okullarının programında, biri yarı bilimsel, diğeri edebî olmak üzere, iki esas grup olduğu düşünülebilir. Fakat şunu belirtmek önemlidir: Sümer okullarının asıl amacı; Sümercenin nasıl yazılacağını öğretmektir. Sümer eğitimcileri ayrıca, çeşitli matematik işlemlerini ve detaylı matematik problemlerini, onların çözülüşlerini gösteren tabletler de hazırlamışlardır. Sümer okullarında öğrenci sabahleyin okula gelince, ilk olarak bir gün önce hazırladığı tablet üzerinde çalışırdı. Sonra “ağabey” denilen öğretmen yardımcısı, öğrencinin kopyalaması ve çalışması için yeni tableti hazırlardı. Bundan sonra, öğrencinin yaptığı kopyaların doğru olup olmadığı kontrol edilirdi. Öğrencilerin durumu kolay değildi. Sabah güneş doğarken okula gelir, güneş batıncaya kadar kalırlardı. Eğitim, ancak bir ev odası kadar büyüklükte olan odalarda yapılmaktaydı. Bölgede yapılan kazılarda çıkan belgelerden birinde, bir öğrencinin gün içinde yaptığı işleri ortaya koyan bir Sümer hikâyesi anlatılmaktadır. İ.Ö. 2000 yıllarında ismi verilmeyen bir öğretmenin yazdığı bu hikâyenin anlatımı oldukça yalın ve sadedir. Tablet Evi’ndeki öğretmenlerden biri tarafından yazıldığına kuşku olmayan bu hikâye, öğrenciye sorulan bir soru ile başlıyor: - “Okul çocuğu günün erken saatinde nereye gittin?” Çocuk karşılık verir: - “Okula gittim.” Yazar sorar: - “Okulda ne yaptın? - “Tabletimi ezberledim, öğle yemeğimi yedim, ‘yeni’ tabletimi hazırladım, onu yazdım, onu bitirdim, sonra benim sözlü sorumu verdiler, öğleden sonra bana yazılı ödevimi verdiler. Okuldan çıktığım zaman eve gittim, eve girdim, babamı orada otururken buldum. Babama benim yazılı ödevimi söyledim, sonra benim tabletimi ezberden ona okudum. Babam memnun oldu. Sabahleyin erken saatte uyandığım zaman anneme döndüm ve ona ‘Benim öğle yemeğimi ver, okula gitmek istiyorum.’ dedim. Annem bana iki tane yuvarlak (çörek) verdi, yola koyuldum. Okula gittim. Okulda yoklamayı yapan bana ‘Neden geç kaldın?’ dedi. Korku ve çarpan bir kalp ile öğretmenin önüne geldim ve saygı ile eğildim.” Hikâyenin bundan sonrasında, öğrencinin geç kalmasının çeşitli azarlamalara neden olduğu anlaşılmaktadır. Bu öğretmen, yazdığı bu küçük hikâyenin, dört bin yıl sonra toprak altından çıkarılıp okunacağını düşünmemişti sanırım. Bu hikâyenin o dönemde yapılan kopyalarından yedi tanesi, İstanbul’da Eski Şark Eserleri Müzesi’ndedir. Eski Mısır’da Eğitim Hiyerogliflerden oluşan yazılarını genç nesillere öğretmek isteyen Mısırlılar, eğitim ve öğretime çok önem vermişlerdir. Okullarda yapılan kazılarda, bulunan tabletlerde öğretmenlerin yaptıkları tashihler dahi tespit edilebilmiştir. Öğretmenler, öğrencilerine öncelikle beş yüze yakın hiyeroglif işaretini ezberletmek ve anlamlarını öğretmek zorundaydı. Daha sonra öğrenciler, bunların kelime ve fonetik işaretlerini, ayrıca eklerin ne şekilde yazılacağını öğrenirlerdi. Bu şekilde yetişen gençler, eski metinleri ayrıntılı olarak okumuş ve incelemiş olurlardı. Edebî ve tarihî metinleri ezberleyen gençler, hükümet dairelerine bağlı olan yüksek mekteplere geçerlerdi. Buradan diploma almayı başarabilenler, devlet yönetiminde görev almaya başlarlardı. Okullarda, öğrencilere nasihat olarak çeşitli cümleler yazdırılırdı. Kazılarda bulunan bu nasihat cümlelerinden bazıları şunlardır: “Kalbini ilme ver ve onu öz annen gibi sev.” “Hiçbir şey, bilmek kadar kıymetli olamaz.” “Her meslek sahibi bir yöneticiye bağlı olmaya mecburdur, sadece bilgili bir insan kendi kendini idare edebilir.” “Bu dünyada tek bir mutluluk gerçeği vardır, o da gündüz heyecanla kitapları toplamak ve onları gece okumaktır.” Bir öğretmen ise, öğrencisine şöyle seslenmektedir: “Vaktini istemekle kaybetme! Elindeki kitabı bir an önce oku ve senden daha iyi bilenlerin öğütlerini dinle.” Antikçağda Eğitim Antik dönemlerde kitaplar ve eğitim artık toplumsal yaşamda da rol oynamaya başlamıştır. Eğitimöğretim çalışmaları için ana kaynak, kullanılmış papirüs yapraklarıdır. Antikçağ boyunca okullarda okunan kitaplar rulo biçimindeydi. Günümüzde ise, rulo geleneği mezuniyet törenlerinde alınan diplomalarda devam etmektedir. Anadolu, Yunanistan ve İran’da en eski rulo yapım malzemesi deriydi; İ.Ö. 3. yüzyılda papirüse rakip çıkan parşömenin malzemesi ince işlenmiş hayvan derisiydi. (Burada parşömen kelimesinin Pergamon’dan yani bugünkü Bergama’dan geldiğini de hatırlayalım.) Okul ödevleri, karalamalar ve kısa notlar için, üzeri koyu bir şekilde balmumuyla kaplanmış ahşap veya fildişi tabletler kullanılırdı. Ödevde bir yanlış yapıldığında balmumunu yeniden düzleyebilmek için tepesi kürek şeklinde olan metal bir kalem kullanılıyordu. Bu yüzden “kalemi çevirmek”, silmek ya da sil baştan yazmak demekti. Başlıklarda farklılığı sağlamak için özellikle kırmızı mürekkep kullanılırdı. Antik çağlarda eğitim, Sparta örneği hariç, kişiseldi. Sadece bazı varlıklı aileler çocuklarına özel öğretmen tutabilecek durumdaydı. Çocuklar genel olarak, okuma yazmayı ve edebî metinleri öğreniyorlardı. Bunun yanında şarkı söylemekle, en az bir müzik âleti çalmayı bilmek de önemliydi. Erkekler askerî birlikler için birer atlet gibi yetiştiriliyorlardı. Sadece iyi bir meslek için değil, etkileyici bir yurttaş olmak için de çabalamak gerekiyordu. Kızlar okumayı ve yazmayı, ayrıca ev işlerinde yardımcı olması amacıyla basit aritmetik işlemleri okullarda öğrenirlerdi, fakat çocukluktan sonra bir daha eğitim alan birinin ismine hemen hiç rastlanmamıştır. Erkek çocukların çok az bir kısmı çocukluktan sonra da eğitimlerine devam etmişlerdir. Varlıklı gençlerden bazıları kendilerinden yaşça büyük akıl hocaları tutuyorlardı. Gençler hocalarını izleyerek ve onlarla toplantılara katılarak, çarşıda politika konuşmayı, günlük görevlerini nasıl yapmaları gerektiğini öğrenirlerdi. En zengin öğrenciler ise eğitim hayatlarına devam ederdi ve büyük şehirlerdeki üniversite niteliğindeki okullara giderlerdi. Bu okullar dönemin en önemli ve saygın öğretmenlerine sahip olurlar ve eğitimi dönemin en iyi düzeyinde verirlerdi. Felsefî düşüncelerin de derinlemesine tartışıldığı bu okullar, insanlığın ortak kültür mirasında bugün bile etkilerini sürdürmektedirler. Kaynakça Prof. Dr. Afet İnan, “Eski Mısır Tarihi ve Medeniyeti”, TTK yayınları, Ankara, 1956. Samuel N. Kramer, “Tarih Sümer’de Başlar”, TTK yayınları, Ankara, 1990. Egon Friedell, “Antik Yunan’ın Kültür Tarihi”, Dost Yayınları, Ankara, 1999.
|
| Cuma, 06 Mart 2009 19:08 tarihinde güncellendi |



