ACILAR BİZE MİSAFİR PDF Yazdır E-posta
Yazar Hüseyin KARA   
Cuma, 06 Mart 2009 17:55

 

Bu yaratılışa sahip olduktan sonra insanın, acı ve olumsuz olaylardan başının rahat olması mümkün değil. Şu anda dünyalar bizimmiş gibi kendimizi iyi hissediyorsak, biraz sonra başımıza felaketlerin üşüşmeyeceğini kimse garanti edemez. Bunun için herkesin bir dayanağı olmalı değil mi? Yoksa, acılardan uzak bir hayat hayal gibi.

      Acıları dönüştürme gücüne sahibiz

      Neden bu yazıyı karalama ihtiyacını hissediyoruz ya da bu yazı ile amacımız nedir?

Nedeni, kendi yaratılışımız. Biz irade ve aklımızla kendi özgürlüğümüze sahip tek yaratığız. Tek başına bile olsak, her birimiz kâinata muhatap bir konumumuz var. Yani düalist bir yapıya sahibiz; iyiliğe de kötülüğe de açığız. Güzellikler de felaketler de karşımızda; hangilerini çağırırsak önce onlar koşup gelirler. Acılar, felaketler ve olumsuzluklar durup dururken bize musallat olmazlar. Sebebi biz olmadan gelecek olanlar varsa, onları da dönüştürme gücüne sahibiz, kendi lehimize çevirecek mekanizmamız var. Acılar üzerinde araştırma yapanların haddi hesabı yok. Kimileri acıların da bize birer öğretmen olabileceklerini ileri sürüyor. Elimizde olmadan bize bulaşan sıkıntıların tarafımızdan giderilebileceği ya da dönüştürülebileceği akla da uygun geliyor. İnsan olarak dayanıklı bir varlığız; her şartta ve her yerde hayatı güzelleştirecek bir tutumu sağlayan donanımımız var. Acılarla dost olabilecek ve onlarla yepyeni bir dünya kendimize kurabilecek becerimiz yapımızın derinliklerinde mevcuttur. Önemli olan bunun farkına varıp olaylar karşısındaki tutumumuz. Beklenmeyen acılar ve felaketler üzerinde filozoflar da kafa yormuş, onları en aza indirme yolunu araştırdılar. Birinci yüzyılda yaşamış Yunan filozofu Epictetus’un tespiti önemlidir. “Olayların kendileri bizi üzmez. Bizi üzen, olaylarla ilgili düşüncelerimizdir” der Epictetus; güzel de söyler. Nedense, bizi perişan eden felaketler karşısında kendimizi hiç sorguya çekmeyiz. Bu olaylarda hiç mi bizim bir payımız olmaz? Şöyle bir değerlendirme yapsak ne olur: Mademki beni inciten şey bana bulaştı; birkaç gün benim misafirim olsa ne çıkar? Rahatı da tadan bensem, hayatımın bir gereği olarak bu acıyı da tatmış olmam, bana başka sırların kapısını aralatmasına neden olmaz mı? Ona tepkiyle değil, onu kabullenerek üzerimdeki etkisini en aza indirmem pekâlâ mümkün.

        Hayatımızda iyi ile kötü kaçınılmaz 

       Unutmayalım ki, iyi yanımız her zaman güzellikleri çeker; kötü yanımız da kötülükleri. Hem iyi ve hem kötü ile karşılaşma ihtimalimiz her zaman var. Önemli olan, kötü bir durumla karşılaştığımızda sabırla göğüs germemiz. Sıkıntılar eksik olmaz ki üzerimizden. Hele kendimizin bilincinde değilsek, bu baskı daha da ağırlaşır. Yani hikmet dünyasına hikmet açısından bakamazsak, ruhumuz cendereye çoktan girer. Oysa hem yakın ve hem da uzak tarihte hapiste oldukları halde, kendilerini son derece mutlu hisseden insanlar azımsanacak sayıda değiller. Bedenleri tutsak alınmış olsa da ruhları özgürdü onların. Acılar çekmiş olsalar da geniş çaplı bilinçlilikle bunları lehlerine dönüştürmenin mümkün olabileceğini kanıtladılar. Hatta böylelerinin birçoğu bu sıkıntıyı tattıranlardan bile şikâyetçi olmadılar. Nazi rejiminin en karanlık dönemlerinin toplama kampındaki zulme varan sıkıntıya maruz kalanVictor Frankl bunlardan biriydi. Çektiklerini anlamlandırarak acıyı dönüştürebileceği tezini konu alan bir fizyoterapi akımının babası olmuştur. Aslında amaç belki de acıdan kurtulmak değil, amaç acı ile bir gelişimin eşiğine gelmektir. Acılardan öğrenilecek çok şeyler var çünkü.

        Geçicilik ilkesi 

       Dinler de acının dönüşmesi için gayret göstermektedir. Belki de en aza indirmenin asıl yolunu onlar telkin etmiştir. Özellikle semavi dinler ve semavi dinlerin en kapsamlısı İslam dini, geçicilik ilkesinin pratiğe nasıl uygulanacağını apaçık bir şekilde göstermiştir. Dünyada herşey geçicidir; olaylara bakış açımız buna göre geliştiğinde, büyük bir rahatlamanın içine girdiğimiz açıktır. Dünya geçici ise, sürekli olan bir başka dünya var demektir; orada her şey daimi. Dünyada çekilen ne kadar büyük acı da olsa, bir gün bizi terk edip gidecek; yani acının sonucunda mutlaka bir rahatlık, bir dinlenme ve dinginlik gelecek. Geçicilik ilkesini kendine baz olarak alanlar, ne gelen rahatlıktan kendinden geçercesine mest olurlar ve ne de bulaşan sıkıntıdan vaveylalar kopartırlar Hayatın dengesini kurarlar. Dünya geçici; ama herkesin sonsuz yaşayacağı âlem ise geçici dünyanın bir sonucudur. Bu düşünce ve inanca sahip insan, acılara da bu gözle bakar, sıkıntıları bu bakışla karşılar.

       Acıdan kurtulmanın iki yolu

       Hayat acı ve tatlı olaylarla karışık. Bazen tatlıyı seçmek de bizim elimizde değil. En doğrusu acıya, sıkıntıya, felakete ve olumsuzluğa karşı tetikte olmak. Olumsuzluklardan kaçmak da olmaz. Bu kubbenin altında yaşayan herkesin başına yağmurlar da yağar, yıldırımlar da düşer. Acıdan kurtulma çarelerini araştıranlar iki temel yolu gösterirler: Biri, acıyı görmezden gelmektir; diğeri, doğrudan acıya bakıp onunla yüzleşmektir, sen de kimsin diyerek içine girmektir. İkincisi daha ruhanîlik kokar; daha mütevekkilce davranmaktır. “Nurun da hoş narın da hoş” diyerek bir Yaratıcının kollarına kendimizi bırakmaktır. Dalay Lama “Acıdan kaçmayın, içine girin” diyerek ikinci yolu bize önerir ve acıyla yüzleşmemizi ister. Birinci yolda korkaklık ikinci yolda cesaret var. Cesur olanlardan, hastalıklar ve felaketler de korkar. Derin bir acıyı yaşamanın bize yararı olup olmadığının üzerinde de duruldu. Yine Dalay Lama, acının insana yararlı olup onun sevecenliğini artırdığına kesin gözüyle bakar ve “Eğer acımızı kafaya takar, kendimizi bu yüzden sıkar, onun bizi ezmesine izin verirsek bu, acımızı daha da artırır” demekle de acıya yenilmemizin hiç doğru olmayacağını vurgular.

        Acılar birer öğretmen

        Acıyla baş etmede asıl farkı ortaya koyan, bizim acıyla ilişki biçimizdir. Acıya direnir, ondan kaçma yolunu aramaya kalkarsak, içine girip farklı bir pencereden bakamayız. Her şeyden önce acıyı kendimizden ya da hiç olmazsa bize gelen bir misafir kabul etmemiz gerekir. Kendimize ya da hayatımıza bir de acı penceresinden bakmak bize bir olgunluk kazandıracak. Acısız hayatımızın kıymetini daha takdir etmiş olacağız. Acılar insanı olgunlaştırmada iyi bir öğretmendirler. Acı çekenler, çekmeyenlere oranla hayata daha olumlu bakarlar. Bire bir yaptığımız sohbetlerde, onların derin bir iç görüye sahip olduklarını ve empatik davrandıklarını görmemek mümkün  değil. Bu açıdan acılar değerlendirildiğinde, birçok felç geçirenlerin hastalıklarını gelişimleri için bir şans olarak görüyorlar. Hayatın bütününü anlamlandırmak için ellerine geçen bir fırsat sayıyorlar. İşte bu bakış açısıdır ki, hastalıkları süresince onlar için iyi bir moral olur; şifa bulmalarını süratlendirir. Elbette acıların panzehiri sabır ve tahammüldür. Bizde var olan sabır, iyi kullandığımızda bize hücum eden felaketlere yeterlidir. Bütün mesele kendimizde var olan gücü kullanmasını bilmek. Nitekim Tulku Thondup da bu güç ve desteğin beynimizde var olduğunu ileri sürmektedir. Dünyaya geçicilik ilkesinden bakmamız ve bir de bizi ve evrenin içindekileri yaratan gücü bir dayanak olarak algılamamız, acıların en ağırına karşı bile yeterli ve taze bir enerji verir bize. Sanırım bu konuda araştırmalarını sürdüren Tulku Thondup bu enerjiyi kastederek şöyle der: “Güçlü ve olumlu bir enerji, acının önüne geçebilir ya da acıyı dindirebilir. Olumlu bir tutum benimsemenin en ciddi sonucu, acının ortaya çıkmasını engellemek değil, acının olumsuz bir güce dönüşmesini engellemektir.”       

         Sonuç: Gelişmemiz zıtlarla barışık olmamıza bağlı İnsan olarak biz, dünyaya geldikten sonra, düalist bir yapıya sahip olmamızın gereği olarak sevince de üzüntüye de hazır olmak zorundayız. Gelişmemiz de bu zıtlar arasında kalmamızla yakından ilgili. Aksine tekdüzelikten kurtulamayız. Hayatın her karesinde sınavımız var; ama acılarımız daha büyük sınavlarımızdır. Bu sınavlarda başarımız sabır ve tahammülümüze bağlıdır; notumuzu acımızla ilişki kurma biçimimiz belirler.

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

     
    
Anasayfa Psikoloji ACILAR BİZE MİSAFİR