| BİR EĞİTİM GEZİSİ : Almanya’da Okul Gelişimine Genel Bir Bakış |
|
|
|
| Cuma, 06 Mart 2009 16:51 |
|
Sekiz farklı ülkeden okul idarecilerinin katıldığı, AB Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı (Ulusal Ajans) kanalıyla başvurusu yapılan ve Almanya’nın Rheinland Pfalz Eyaleti Eğitim Bakanlığına bağlı IFB’nin (Okul Gelişimini Destekleme Enstitüsü) ev sahipliğini yaptığı beş günlük bir çalışma ziyaretinde tahmin edileceğinden de fazla tecrübe ve bilgi birikimi ile dönülebileceğini doğrusu pek tahmin etmiyordum. Çalışma Ziyaretine katılan tüm katılımcılardan temsil ettikleri ülkelerdeki (Çek Cumhuriyeti, İsveç, Polonya, Macaristan, Letonya, Litvanya) eğitim sisteminden biraz bilgi sahibi olduysak da esas olarak, biraz tanıdığımı sandığım, Alman Eğitim Sistemi hakkında daha detaylı bilgi edinme fırsatı bulduk. Alman Eğitim Sistemi mi? Çok Karmaşık… Alman Eğitim sistemi hakkında daha detaylı bir bilgi. Evet. Ancak Almanya’nın mevcut eğitim sisteminin öyle kolay anlaşılır bir sistem olmadığını da baştan belirtmekte fayda var. Ki bu yoruma tanıştığımız birçok Alman eğitimci de katılmakta. Alman eğitiminin İkinci Dünya Savaşı öncesi Nazi dönemindeki yegâne amacı milliyetçi, ırkçı bir ideolojiye göre tek tip öğrenci yetiştirmek idi. Bu sistemden büyük zararlar gören Almanya, savaş sonrası 1949 yılında Fedaral Cumhuriyet’i ilan ederek eyalet sistemine geçmesi ile ancak uzaklaşılmıştı. Nazi döneminde merkezi bir eğitim sisteminin acısını her şekilde yaşadıklarına inanan Almanlar, eğitim gibi önemli bir yapının bir partinin veya bir kişinin inisiyatifine bırakılamayacak kadar önemli olduğunu düşünerek, eğitimin eyaletlerdeki Eğitim Bakanlıklarınca yerinden yürütülmesine karar vermiştir. İlginç olan durumlardan biri de eyaletlerin bazılarında aynı parti hükümette olmasına rağmen yine de aynı eğitim programının uygulanmamasıdır. Yani partiler üstü bir eğitim sistemi desek yanlış olmaz kanısındayım.Aslında ziyaret boyunca eğitim sistemi hakkında Alman meslektaşlarımıza yönelttiğimiz tüm sorulara verdikleri cevaptan hemen sonra “…ancak bu her eyalet için geçerli değildir…” ifadesini sıkça duyduk. Almanya’da genel bir eğitim sistemi mevcut olsa da, uygulama bazında marjinal farklılıklara da rastlamak mümkün: Zorunlu eğitimin birinci kademesi birçok eyalette dört yıl iken, Berlin Eyaletinde bu süre altı yıla kadar çıkmış durumda. Yine her eyalette öğretmenlerin aldıkları ücretler farklı, eğitim programları değişik, birinci kademeden sonra öğrencilerin gidebilecekleri lise türleri dahi farklı... Bu farklılık bir zenginlik olarak görülse dahi, beraberinde birçok problemi de getirdiği de ortada. Öğrenim sürelerinin dahi farklı olduğu bu sistemde, eyaletlere göre öğrencilerin üniversiteye veya yüksek okula gitme yaşlarında bariz farklar ortaya çıkıyor. Yine öğretmenlerin aldıkları ücretlerin eyaletlere göre farklılık göstermesi bazı eyaletlerden daha iyi maaş veren eyaletlere doğru tayin isteme sayılarında ciddi artışlar olduğu ve bunun da düşük maaş veren eyaletlerde, orta vadede bazı branşlarda ciddi öğretmen açığının oluşmasına neden olabileceği görülmekte. İlginç olan durumlardan biri de eyaletlerin bazılarında aynı parti hükümette olmasına rağmen yine de aynı eğitim programının uygulanmamasıdır. Yani partiler üstü bir eğitim sistemi desek yanlış olmaz kanısındayım. Tüm bu olumsuzluklara rağmen genel anlamda Alman meslektaşlarımız merkezi bir eğitim sisteminin olmamasından memnun görünüyorlardı. 2000 PISA Sonuçları ve Almanya Şokta ! Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü OECD’nin üç yılda bir düzenlemekte olduğu; 15 yaş grubu öğrencilerin okuma becerisi, matematik, fen bilimleri ve 2003 yılında da ilave olarak sorun çözme alanındaki becerilerini ölçmeye yönelik geliştirilen Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı – PISA (Programme for International Student Assessment), ilk olarak 2000 yılında gerçekleştirilmiştir (Türkiye ilk kez 2003 yılında katılmıştır). 2000 PISA sonuçlarının açıklanması ile birlikte, kendilerini o zamana kadar eğitimde çok iyi bir konumda olduklarını zanneden Almanlar tam anlamıyla şok olurlar. Yapılan onca eğitim yatırımlarına rağmen tüm beceri alanlarında OECD üye ülkeler ortalamasının bile altında sonuçlar almaları, Alman Eğitim Sisteminde ciddi reformlar yapılmasını gündeme getirmiş ve ciddi tartışmalar gerçekleştirilmiştir. İlk PISA sonuçları ile birlikte 2002 yılında itibaren Alman Eğitim Sisteminde değişiklikler de birbiri ardına gelmeye başlar: Okullarda Kalite Programları, eğitim standartları, çalışma planları, dış değerlendirmeler, stratejik planlamalar vs. Okullarda Kalite Yönetimi ve Liderlik Çalışma ziyaretini gerçekleştirdiğimiz eyalette de dahil olmak üzere tüm eyaletlerde, birbirlerinden farklı da olsa, okulların uymak zorunda oldukları bazı kalite kriterleri geliştirilmiş ve bunların okullarda yayılımı için Eyalet Bakanlıkları bünyesinde birimler oluşturulmuş. Kurulan bu birimler okulları ziyaret ederek belli kriterlere göre bir dış değerlendirmeye tabi tutarlar. Daha sonra da okulların kendi öz değerlendirmelerini gerçekleştirip, beş yıllık bir stratejik plan oluşturmaları sağlanır. Bakanlıkyetkilileri beş yılda bir okulları tekrar ziyaret ederek okulların daha önceden belirledikleri hedeflere ulaşıp ulaşmadıkları tespit edilmekte ve sonrasında da okullara mevcut durumları ile ilgili ayrıntılı bir dönüt rapor verilmektedir. Bu uygulamalar sonucunda okullar herhangi bir başarı sıralamasına tabi tutulmamaktadırlar. Kalite yönetimi bir amaç olarak değil, başarıya ulaştıracak bir araç olarak algılanmakta ve uygulanmakta. Alman eğitim sisteminde kalite yönetiminin okullarda sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için okulda tek ve güçlü bir lider yerine, liderlik sisteminin oluşturulması esas olarak alınmaktadır. Bize ev sahipliği yapan enstitü de özellikle liderlerin hizmet içi eğitimlerine eğilmekte ve eyaletteki tüm okulidarecilerini belli seminerlerdengeçirmektedir. Öğretmenlikten idareciliğe geçişi “meslek değiştirme” olarak tanımlayan Almanlar, okul idarecilerini vizyoner, sistemi devam ettiren organizatör ve iletişim uzmanı olarak görmekteler. Yapılan araştırmalar sonucunda bayan öğretmen sayısının her geçen yıl erkeklere oranla daha çok arttığı ve eğitim sektörünün giderek bir bayan mesleği haline gelmeye başlamasına rağmen, Almanya’da bayan idareci sayısının az olması ileride ciddi problemleri de beraberinde getireceği öngörülmekte. Katılan diğer ülkelerde de durumun pek farklı olmadığı ve bunun ortak gerekçesinin de idarecilerin iş yükünün fazla olması, fazla mesai yapılması ve karşılığında da tatmin etmeyen bir maaşın söz konusu olması olarak dile getirilmesi duymaya pek alıştığımız sözlerdendi. Alman eğitimciler idarecilerdeki nicelik yetersizliği sorununu sadece bayanlarda değil, aynı zamanda erkeklerin de yukarıda yazılan aynı gerekçelerden dolayı bu meslekten giderek uzaklaştıklarını belirtiyorlar. Bazı okullara hiç idareci başvurusu dahi alamadıklarını belirten IFB yetkilileri, Rheinland Pfalz Eyaletinde idareci olmayı düşünenlere yönelik hizmet içi eğitimler vermeye başlamış. Böylece bir öğretmen ilk önce bu seminere katılıp idareciliği ve kendisini bekleyen muhtemel iş yükünü ve sorumluluklarını gördükten sonra idareci olmanın diğer şartlarını yerine getirerek idareciliğe daha hazır bireylerle işe başlanması hedeflenmekte. Ev sahibi IFB’nin okul idarecileri ile yürüttüğü ilginç çalışmalardan biri de, bölgede bulunan büyük firmaların tecrübeli yöneticilerini, okul idarecileri ile bir araya getirerek özel sektördeki yönetişimin nasıl olduğunu bizzat alanda görmelerini sağlamak. Bu sayede okul idarecilerine iletişim becerileri, problem çözme, personel gelişime destek sağlama gibi birçok konu pratikteki örnek ve gerçek uygulamaları izlemesi yöntemi ile kazandırılmaktadır. Almanya’da Birleştirilmiş Sınıflar, Birleştirilmiş Müdürler… Tabi Almanya deyince insanın aklına her şeyi ile tam işleyen bir çark aklına geliyor. Ancak durum bazen hiç de öyle değil ve aslında öyle olmadığını görmek de bizleri şaşırtmıyor değil. Almanya’daki bazı yerleşim yerlerinin özelliklerinden ve genç nüfusun azlığından dolayı kimi küçük kasaba ve köylerde 60- 80 kişilik okullar bulunmasının, bu okulları idare edecek okul müdürlerinin bulunmasındaki sıkıntılardan söz etmek mümkün. Bu tip küçük okullara idareci olarak başvuruların yok denecek kadar az olmasından dolayı, birbirine yakın okulların birkaçına aynı okul müdürünün görevlendirildiği, yine öğretmen eksikliğinden dolayı birleştirilmiş sınıfların olduğu, yazı işlerini yürütmek için bir memurun dönüşümlü olarak birkaç okula gidip işleri yürüttüğü ve aynı durumun bazen hizmetliler için de geçerli olduğu yetkililer tarafından dile getirilince, bizde tüm bu işleri yürüten müdür yetkili fedakâr öğretmenlerimiz aklıma geldi.Sanırım Almanların bu uygulamadan haberleri yok (!) Duvarları Olmayan Sınıflar Ziyaretin en ilginç anlarından biri de üç bin öğrencili bir mesleklisesini ziyaretimiz oldu. Okulun en önemli özelliklerinden biri duvarları olmayan transparan sınıflara sahip olması. Okul ayrıca EiLe denen öğrencilerde sorumluluk bilincinin geliştirilmesini hedefleyerek yeni bir öğrenme kültürü oluşturmaya çalışmakta. Bu modele göre sınıfın yarısı haftanın belli bir günü okula gelmeyip, kendi aralarında kararlaştırdıkları bir mekanda belirlenen proje çalışmalarını öğretmensiz olarak kendileri yapmaktadırlar. Öğretmene ihtiyaç duyulduğunda bilgisayar ortamında görüntülü olarak iletişime geçiyorlar veya telefonla arayıp yardım isteyebiliyorlar. Sınıfın diğer yarısı da kontrol grubu olarak okulda kalıyorlar ve çalışmaların sonunda, yapılan değerlendirmeler sonucunda grupların genelde eşit düzeyde başarı ve performans gösterdikleri dile getirildi. Öğrencilere öğrenme özgürlüğü verilerek, problemli öğrencilerin dahi bu özgürlükle okula olan bağlılıklarının artmış olması, altı çizilmesi gereken noktalardan biriydi.
Türk Öğrencilerin Durumu
|
| Cuma, 06 Mart 2009 17:04 tarihinde güncellendi |





