| FİKRİNİ SÖYLE YA DA 'GEÇ ! ' DE |
|
|
|
| Cuma, 06 Mart 2009 16:24 |
|
Öğrencilerimizin derse katılımını gördüğümüzde ne kadar da mutlu oluyoruz, değil mi? Boşuna dil dökmediğimizi, boşuna çene patlatmadığımızı, söylediklerimizin boşa gitmediğini, öğrencilerin öğrendiklerini gördükçe daha canlı ders işlemiyor muyuz? İşte bu motivasyona yardım edecek iki öğretim stratejinden daha söz edeceğiz bu sayıda. Ha, bu arada geçen sayıda “Anlamlı Sonuç cümlesi yaz” stratejisini uyguladınız mı? Nasıl faydasını gördünüz mü? Lütfen stratejilerin gelişmesine katkıda bulunmak istiyorsanız bciftci@hotmail. com adresine mektuplarınızı bekliyoruz. Şimdi size iki stratejiden daha söz ederek devam edeceğiz. BİRİNCİ STRATEJİ: “FİKRİNİ SÖYE VEYA GEÇ” Bu stratejide sırasıyla her öğrenciye konuyla ilgili fikrini söylettirilir ya da “geç” demesi istenir. Bu stratejinin amacı, konu hakkında çok sayıda öğrenciyi konuşturmak ve kendi kendilerini yönetme sorumluluğu kazandırmaktır. Sınıfta ders işlerken öğretmenin sorusuna çoğu öğrenci zorunlu oldukları için cevap verirler. Ne kadar cesaretlendirilse de konu hakkında görüş bildiren gönüllü öğrenci sayısı az çıkar. Böyle durumlarda sınıfta öğrencileri cesaretlendirmek gerekir. “Haydi sırayla fikrimizi söyleyelim! Sıra kendinize geldiğinde düşüncenizi de söyleyebilirsiniz ya da ‘geç’ deme hakkınız var. Tercih etmiyorsanız, cevap vermek zorunda değilsiniz. Haydi başlayalım!” şeklide bir uygulama öğrencilere hem eğlenceli gelecek ve hem de cevap verme isteği uyanacaktır. Bu strateji, sınıfın tamamı veya bir kısmına uygulanabilir. Özellikle, birden fazla cevaplı bir soru sorduğunuzda çok yararlıdır. Öğrencilerin birbirlerinin düşüncelerini paylaşma veya farklı perspektif düşünme melekelerini kazandırır. Şimdi bir örnek görelim: Örnekler “Biliyoruz ki, biz hepimiz bu konu hakkında farklı şeyler düşünüyoruz. Şimdi herkes kendi fikrini söylesin. Ya da yeni bir fikir söylemeyecekse “geç” desin! Sırayla herkes fikrini söyleyecek. Şimdi Ayşe ile başlayalım. Ancak size bir-iki dakika süre... Sınıfla paylaşmayı amaçladığınız fikrinizi düşünün. (sessizlik). Tamam, Ayşe, lütfen başlayınız!” (Not: Eğer sınıfın tamamını katmayacaksanız, örneğin, pencere kenarındaki sıra veya ortadaki sıra, ya da sıralara numara verilerek sınıfın bir kısmına da uygulayabilirsiniz) “Fikrini Söyle veya geç!” stratejisi öğrencilerin hepsine sadece fikrini seslendirme fırsatı vermez. Aynı zamanda, sınıfın ilgi seviyesini de yükseltir. Böylece tüm öğrenciler, arkadaşlarının neler söylediklerine, fikirlerine dikkat edecekler ve bu fikirlere göre, düşünce geliştireceklerdir. Bu strateji aynı zamanda, “kıskanç” öğrencilere de -ki bunlar diğer öğrencilere karşı gizli duygular beslerler- etki edecektir. Buna ilaveten, öğrencilere kendi kendilerini yönetme seçiminde değerli bir fırsat verir. Öğrenci şunları düşünerek kendi kendini yönetmeyi deneyebilir: “Konuşarak riske mi girmeliyim, yoksa “geç” diyerek riskten kaçmalı mıyım? Bu durumu, öğretmen işin başında öğrencileri: “Geç demek çözüm değil. Fikrinizi söylemekten çekinmeyin, risk almaktan korkmayın” diyerek cesaretlendirebilir. Özellikle not korkusu hissedilmemelidir. Ne olursa olsun, seçim, öğrencileri kendi hayatlarını yönlendirme vesorumluluk verme açısından bir pratik sağlayacaktır.
İKİNCİ STRATEJİ: SORU – DÜŞÜNME - CEVAP YAZMA Bu stratejide, öğretmen tarafından sorulan soruya, öğrenci ya da öğretmenin kendisi tarafından doğru cevap verilmeden önce tüm öğrencilerden kendi cevaplarını yazmaları istenir. Amaç, sınıfta soruyu düşünen öğrenci sayısını çoğaltmak… Sınıfta “Suskunluk anı” sağlayın Sınıfta öğrencilere bir soru yöneltildiği zaman, soruyu sorma ile bir öğrenciden cevabı isteme arasındaki “suskuluk anı” çok faydalıdır. Bu suskunluk “bekleme zamanıdır”. Bu zaman, tüm öğrencilere cevabı kafalarında tasarlama, düzenleme şansı verir. Eğer bu bekleme zamanı olmasa, sınıflarda hemen her soruya cevap verme alışkanlığı olan öğrencilere gün doğar ve çoğu öğrenci muhtemelen pasif bir şekilde oturmak durumunda kalır. Bekleme zamanının iki önemli problemi vardır: Birincisi, öğretmenler her sorudan sonra suskunluğu zor bulabilirler. Bir öğretmenin içgüdüsü genellikle sınıfı meşgul tutmaktır. Oysa öğretmen bekleme zamanında öğrenciler gürültü yapabilir endişesi taşıyabilir. İkinci problem ise, öğrencilerin kendi cevaplarını bekleme süresi içinde zihinlerinde tam olarak tasarlamayabilirler. İşte “Soru sorma, düşünme ve cevap yazma” stratejisi bu problemlerin üstesinden gelmek için vardır. Öğrencilere sorulan sorunun cevabı için verilen “bekleme zamanında” önlerindeki defter veya kağıtlara tasarladıkları cevabı müsvedde olarak yazmaları istenir. Yazma işlemi biter bitmez, öğretmen çocuklara “kaç kişi yazdıkları cevabı okumak ister” diye sorar. Öğrenciler sadece düşünmekle kalmamışlar yazma fırsatı da bulmuş oldukları için, kendilerinden yazdıklarının okunması istenmektedir. İrticalen konuşmak öğrencilerin cesaretini kırsa da her öğrenci yazdığını rahatlıkla okuyabilir. Üstelik soru tek cevaptan oluşuyorsa, o zaman tüm öğrenciler, kendi cevaplarını doğru cevapla kıyaslamak için de imkan bulmuş olacaklarından, aktif öğrenme durumunda olurlar. Bazen kısa cevaplı sorular sorduğunuzda, öğrencilerden, cevabı önlerinde daha önceden hazır bulundurdukları bir büyük kağıt parçasına veya karton üzeri kağıda yazmalarını istersiniz. Yazan öğrencilerin yazdıklarını havaya kaldırarak size doğru göstermesini isteyebilirsiniz. Bunun en büyük avantajı, sınıfın sorunuzu nasıl algıladığını çabukça ölçebilirsiniz. Ayrıca, özellikle, doğru cevap veren hızlı öğrencileri tespit etmek veya cevabı yanlış yazan ama acelecidikkatsiz öğrencileri de ortaya çıkarmış olursunuz. Bu stratejide en önemli handikap da şudur: Yavaş öğrenci ciddi bulmadığı kendi cevabını göstermekten sıkılabilir. Ayrıca, stratejinin etkisi öğrenci düşüncesini cevap verme hareketine taşır. Bu da öğrencilerde en iyisini düşünme motivasyonunubozabilir |





Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.