| DEĞER VERDİĞİNİZ KADAR DEĞER GÖRÜRSÜNÜZ. |
|
|
|
| Cuma, 06 Mart 2009 16:01 |
|
“Psikoloji” son yüzyılın gelişen ve gelişmeye devam eden en önemli bilimlerinden biri. Savaşlardan fırsat bulup da insanı keşfeden yenidünyanın en önemli icadı psikoloji... İnsandedikse; yaşam tarzıyla, ruhsal sorunlarıyla ve bunalımlarıyla boğuşan “yeni insan” işte! Fena bir insana kırk gün iyisin derseniz! Yaşadığımız kişisel sorunların çoğu“Psikolojik!” Evet, gerçekten de öyle! Beynimizi neye kodluyorsak ona inanmaya başlıyor ve ona göre davranış geliştiriyoruz. İnsanlara beynimizde oluşan kalıplara göre davranıyoruz. Oysa bu oldukça ciddi sorunların kapısını aralayabilir. Hem sonra neden şartlanıyoruz ki? Psikoloji tarihinde dönüm noktası olan araştırmalardan bir tanesi Rosenthal ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmadır. Bir grup psikolog çeşitli ilkokullarda ders yılı başında sınıflarda zekâ testi uygular ve bir süre sonra öğretmene, her sınıfta 4 öğrencinin üstün zekâlı olduğunu, ancak bu tespiti çocuklara aktarmamasını söylerler. Gerçekte öğretmene isimleri bildirilen çocuklar üstün zekâlı olmayıp, isimleri kurayla saptanmış olan çocuklardır. Ders yılı sonunda bu çocukların başarılarının yükseldiği görülmüştür. Bu araştırma büyük yankılar yapmış ve Rosenthal buna“Kendini Doğrulayan Kehanet” adını vermiştir. Bu önemli araştırmadan çıkarılması gereken en önemli sonuç, çocuklarımıza ne söylüyorsak, öyle olma ihtimallerini artırdığımızdır. Çocuklarımıza “Tembel, savruk, sarsak, haylaz, dağınık, sorumsuz, yaramaz, düşüncesiz, sakar” gibi sıfatlarla yaklaştığımız takdirde, gerçekte de “Tanımladığımız gibi” olma ihtimallerini artırırız. Kısacası çocuğumuza olumsuz olarak ne dersek “öyle” olmasını kolaylaştırırız. O zaman akla hemen şöyle bir çözüm gelmektedir. “Çocuğuma iyi sıfatlarla yaklaşırsam iyi olur.” Halk arasındaki deyişle, “Paşa dersem paşa olur.” Oysa gerçek ne yazık ki buna uygun değildir. Çünkü çocuğumuza, olumsuz bir sıfatla yaklaştığımız zaman ortada daima bir sebep vardır. Bu sebeple çocuğumuzun kafasındaki olumsuz benlik imajını pekiştirmiş oluruz. Ancak ortada bir sebep yokken olumlu benlik imajını pekiştirmemiz mümkün değildir. Bu konuda temel ilke esas olarak çocuğu değil, davranışı övmektir. Konuyla ilgili diğer bir araştırma da oldukça ilginç. Kansas Üniversitesi’nden Betty Hart ve Todd R. Risley gerçekleştirdiği fakir ve varlıklı ailelerin çocuklarıyla olan ilişkilerini derinlemesine inceledikleri araştırmaya göre; iki sınıf arasında ciddi bir kelime dağarcığı farkı var. Mesela ebeveyni avukat, doktor, yönetici, vs. olan 3 yaşındaki bir çocuk 1100 kelime biliyor. Fakir aile çocuğunda ise bu sayı 525’e düşüyor. Çocukların zekâsı ile kelime dağarcığı arasında yakın bir ilişki var. Varlıklı profesyonel ailelerin çocuklarının zekâ katsayısı ortalama117, fakirlerinki ise 79. Hart ve Risley araştırmayı daha da derinleştirince şunu fark ediyorlar: • Bir saat içinde, varlıklı anne babalar çocuklarına 487 kez ‘hitap’ (tek kelime de olabilir bu, uzun bir cümle de) ediyor. Fakir anne babalarda ise sayı saat başına ortalama 178’e düşüyor. Araştırmacılar bu hitapların olumlu mu, olumsuz mu, destekleyici mi, köstekleyici mi olduğunu da incelemiş. Sonuçlar şöyle: • Varlıklı profesyonel ailenin çocuğu, 3 yaşına kadar 500 bin olumlu, destekleyici, teşvik edici söz duyuyor. Engelleyici, köstekleyici, durdurucu söz sayısı ise 80 bin. • Fakir ailelerin çocukları ise 3 yaşına kadar 75 bin destekleyici, olumlu söz işitiyor. Buna karşılık duydukları köstekleyici söz sayısı 200 bin! Bu veriler çok önemli. Çünkü kelime hazinesi zengin olan ve destekleyici biçimde hitap edilen çocuklar daha zeki oluyor. Ayrıca bu çocuklar büyüdüklerinde başarıyı daha kolay yakalıyor. Gördünüz değil mi? İnsan isimli canlı öyle sıradan bir varlık değil! Her sözden, her davranıştan etkilenen bir canlıdır insan. Bunu kendinizde de gözlemlediniz değil mi? Sonuç: Kendinize pozitif düşünceler telkin edin, bakın nasıl pozitif olacaksınız! NOT: Yazarın “33 Bilet” isimli kitabından alınmıştır.
|
| Cuma, 06 Mart 2009 16:06 tarihinde güncellendi |





